Küresel iklim kriziyle mücadele kapsamında yeşil ekonomiye geçiş artık bir tercihten ziyade zorunluluk teşkil etse de, güncel ekonomik veriler bu dönüşümün beklendiği kadar doğrusal ilerlemediğini ortaya koyuyor. Yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlar karbon piyasalarıyla bütünleşmeye çalışırken, uzun vadeli finansman arayışları da devam ediyor. Ancak mevcut enerji ihtiyacı hâlâ geleneksel kaynakların egemenliği altında bulunuyor. Yatırım maliyetlerinin düşüklüğü ve depolama avantajları sebebiyle, günümüzde dünya elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 62’lik kısmı termal kömür ve doğalgaz vasıtasıyla karşılanmaya devam ediyor.
Dijitalleşmenin Görünmez Çevresel Maliyeti
Sürdürülebilirlik penceresinden bakıldığında, bu tablonun en önemli itici güçlerinden birinin, ironik bir şekilde “temiz ve dijital” olarak pazarlanan teknoloji sektörü olduğu görülüyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Aynur Pala, durumu şu ifadelerle özetledi: “Dünya elektrik talebini karbon azaltım trendi dışında etkileyen diğer bir faktör de yeni maden olarak nitelendirilen ‘veri’ ve merkezlerinin yarattığı ilave taleptir.” Bu tespit, dijital dönüşümün beraberinde getirdiği çevresel maliyetin artık göz ardı edilemeyecek bir noktaya ulaştığını tescilliyor.
Kömür Talebinde Tarihi Zirve ve Gelecek Öngörüleri
Enerji dönüşümündeki en çarpıcı çelişki, kömür kullanımındaki yükseliş eğiliminde kendisini gösteriyor. 2024 yılı sonu itibarıyla elektrik üretiminde kullanılan kömür talebi 10 bin 700 TWh ile tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Ancak asıl kaygı verici veri, International Energy Agency (IEA) raporlarının sunduğu gelecek projeksiyonlarında saklı. Doç. Dr. Aynur Pala, analizinde bu riske vurgu yaparak, “IEA 2025 yılı raporuna göre talebin 2026 yılında 29 bin TWh seviyesini aşması beklenmektedir” dedi.
Bu artışın temel lokomotifini sadece gelişmiş ülkeler oluşturmuyor; elektrik ihtiyacını en hızlı ve en düşük maliyetle karşılamaya odaklanan gelişmekte olan ülkeler ve geçiş ekonomileri de süreci tetikliyor. ABD ve Avrupa’da kömür talebindeki düşüşün yavaşlaması da, küresel sistemin fosil yakıtlardan kopuşunun ne denli sancılı olduğunu kanıtlıyor.
Sermayenin ‘Güvenli Limanı’ Olarak Kömür
Sürdürülebilirlik sadece çevresel bir konu değil, aynı zamanda bir risk yönetimi disiplini olarak öne çıkıyor. Doç. Dr. Pala’nın 1992-2024 dönemini kapsayan emtia fiyat serileri üzerine gerçekleştirdiği risk/getiri analizi, sermayenin neden hâlâ ‘kahverengi’ varlıklara yöneldiğini rakamlarla açıklıyor. Analize göre 2012 yılı, emtia piyasaları için kritik bir dönüm noktası oldu. Bu tarihten itibaren petrolün risk/getiri oranı 2,5’tan 18,5’e çıkarak öngörülemez bir hal alırken, kömür ve doğalgazın daha stabil bir seyir izlediği saptandı.
Pala, finans dünyasındaki bu eğilimi şu sözlerle açıklıyor: “2012 kırılma sonrası dönemde, önceki döneme göre fosil yakıtlar içinde petrol ve propan tahttan düşerken, doğalgaz ve termal kömür emtialarının kendi grubunda pozitif ayrışarak yatırımlarda tercih edilebilir konuma geçtiği gözlendi.” Bu durum, yeşil finansman modellerinin henüz fosil yakıtların sunduğu ‘stabilite’ avantajıyla rekabet etmekte zorlandığını gösteriyor.
Emtia Piyasalarında Risk ve Getiri Dengesi
Aşağıdaki tablo, Doç. Dr. Aynur Pala‘nın analizine dayanarak emtia türlerinin finansal piyasalardaki risk/getiri rasyolarını özetlemektedir:
| Emtia / Gösterge | Risk/Getiri Oranı / Durumu |
|---|---|
| Petrol (2012 Öncesi) | 2,5 |
| Petrol (2012 Sonrası) | 18,5 (Öngörülemez Artış) |
| Termal Kömür | 4 |
| Metalürjik Kömür | 3,5 |
| Doğalgaz | 5 |
Sanayi ve Çelik Sektöründeki Baskı
Sürdürülebilir bir sanayi yapısı için çelik sektörü hayati bir rol oynuyor. Lakin enerji talebindeki yükseliş, çelik üretim maliyetlerini fosil yakıt sarmalına çekiyor. Pala’nın incelemesine göre, metalürjik kömür (kok kömürü), düşük arz esnekliği ve özel kalite gereksinimleri nedeniyle fiyat dalgalanmalarına karşı çok daha duyarlı. Bu oynaklık, sanayinin temel taşı olan çelik üzerinden tüm ekonomiye sirayet ediyor. Doç. Dr. Aynur Pala, bu etkileşimi şu şekilde yorumladı: “Termal kömürden metalürjik kömüre olan fiyat geçişleri, artan elektrik talebinin dolaylı olarak çelik sektörü maliyetleri üzerinde baskı yaratmasına neden olmaktadır.”
Sonuç olarak, 35 yıllık veri setini kapsayan bu analiz, 2012 sonrası yatırımcı stratejilerini net bir biçimde sergiliyor. Petrolün risk katsayısı hızla tırmanırken; termal kömürün risk/getiri oranının 4, metalürjik kömürün ise 3,5 seviyesinde kalarak avantajını koruması, piyasa aktörlerini en az riskli görünen kömüre yöneltiyor. Doğalgazdaki 5 puanlık oran da eklendiğinde, fosil kaynakların finansal piyasalardaki direnci, yeşil dönüşümün önündeki en büyük yapısal bariyer olarak kalmaya devam ediyor.












