NOMURA EKONOMİSTİNDEN TÜRKİYE EKONOMİSİNE DAİR BEKLENTİLER
TCMB Normalleşme Sinyali Verdi: Yılın İkinci Yarısında Enflasyon ve Faiz Odaklanması
“Finans Hattı” olarak, Japonya merkezli finans kuruluşu Nomura’nın Kıdemli Türkiye Ekonomisti Zümrüt İmamoğlu’nun Türkiye ekonomisine yönelik değerlendirmelerini mercek altına alıyoruz. İmamoğlu, yılın ikinci yarısında enflasyon ve faiz patikasının piyasaların ana gündemi olmaya devam edeceğini belirterek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) bir normalleşme beklentisi olduğunu dile getirdi. Bu değerlendirmeler, makroekonomik görünüm ve yatırımcı stratejileri açısından önemli ipuçları sunmaktadır.
İmamoğlu, Londra Temsilcisi Berfu Güven’in sorularını yanıtlarken, Haziran ayında yıllık enflasyonun yüzde 32,1 seviyesine gerilemesinin dezenflasyon süreci açısından olumlu bir gelişme olduğunu vurguladı. Nomura’nın beklentisiyle uyumlu olarak gerçekleşen bu düşüşün, piyasaların beklentilerini de karşıladığını belirtti. Enflasyonda zirvenin Mayıs ayında görüldüğü yönündeki görüşünü yineleyen İmamoğlu, bu durumun petrol fiyatlarındaki normalleşmenin beklentiler üzerindeki etkisine bağladı. Savaş dönemindeki yükselişin ardından hızla gerileyen petrol fiyatlarının, enflasyonist baskıyı azalttığına dikkat çekti. “Petrol fiyatları çok hızlı normalleşti aslında. Çok hızlı 80’in altına geldi” şeklindeki ifadesi, global emtia piyasalarındaki istikrar arayışının Türkiye ekonomisine yansımasının bir göstergesi olarak okunabilir. Nomura’nın enflasyon beklentisini piyasanın bir miktar üzerinde, iyimser tarafta tuttuğunu aktaran İmamoğlu, özellikle ateşkes ihtimali gibi jeopolitik faktörlerin de bu iyimserliği desteklediğini ekledi.
Merkez Bankası’nın para politikasını veri odaklı ilerletmeye devam edeceğini belirten İmamoğlu, Haziran enflasyon verisinin faiz indirimi için alan açtığını ifade etti. “Haziran verisi bence iyi bir sinyal” diyerek, fiyat artışlarının alt kalemlerinin yakından izlenmesi gerektiği uyarısında bulundu. Fonlama maliyetinin politika faizine doğru normalleşmesi beklentisiyle, 23 Temmuz‘daki Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde fonlama tarafında bir düzenleme öngörüyor. TCMB’den bir normalleşme beklendiğini dile getiren İmamoğlu, politika faizindeki ilk indirimin enflasyon beklentilerine paralel olarak şekilleneceğini ve enflasyondaki gidişata bağlı olarak 50 ya da 100 baz puanlık bir faiz indirimi alanı açılabileceğini belirtti. Nomura’nın yıl sonu politika faizi tahmininin ise yüzde 34-35 seviyesinde tutulduğu aktarıldı.
Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi ve Jully Ayı Öngörüleri
İmamoğlu, Nomura’nın Türkiye için yıl sonu enflasyon tahmininde bir değişikliğe gitmediğini ve bu beklentinin yüzde 27,5 seviyesinde korunduğunu belirtti. Para politikasındaki olası gevşemenin, enflasyon görünümüne bağlı olarak şekilleneceği öngörüsü, Merkez Bankası’nın dengeleyici politikalarının devam edeceğine işaret ediyor. Temmuz ayı enflasyonuna ilişkin beklentilerini de paylaşan İmamoğlu, aylık enflasyonun yüzde 2’nin altında kalabileceğini ve bu aralığın yüzde 1,5-2 civarında olabileceğini söyledi. Yönetilen fiyat artışlarının etkisinin sınırlı kalması beklenirken, bu durum mali disiplinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Jeopolitik gelişmelerin küresel piyasalardaki ve dolayısıyla merkez bankalarının kararlarındaki temkinli yaklaşımı artırabileceğini belirten İmamoğlu, özellikle petrol fiyatlarının önemli bir gösterge olmaya devam ettiğini vurguladı. İran-İsrail gerilimi sonrası enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların, gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisine dikkat çekmesi, global risk iştahını ve bunun yerel politikalara etkisini anlamamız açısından kritik öneme sahiptir. Bu tür jeopolitik gelişmelerin, canlı döviz kurları ve dolayısıyla enflasyon beklentileri üzerinde belirleyici rol oynayabileceği unutulmamalıdır.
| Beklenti | Değer |
| Haziran Yıllık Enflasyon | 32,1% |
| Nomura Yıl Sonu Enflasyon Tahmini | 27,5% |
| Nomura Yıl Sonu Politika Faizi Tahmini | 34-35% |
| Beklenen Faiz İndirimi (Puan) | 50-100 |
Finans Hattı Yorum:
Nomura ekonomistinin açıklamaları, Türkiye ekonomisinin mevcut görünümüne ilişkin önemli çıkarımlar sunmaktadır. Haziran ayı enflasyon verisinin beklentiler doğrultusunda gerçekleşmesi, dezenflasyon sürecine dair olumlu bir sinyal olarak algılanırken, bu ivmenin sürdürülebilirliği kritik önem taşımaktadır. Özellikle çekirdek enflasyondaki gelişmeler ve küresel emtia fiyatlarındaki seyrin yakından takibi, yılın ikinci yarısında para politikasının yönünü belirleyecektir. Merkez Bankası’nın veri odaklı yaklaşımı ve fonlama maliyetlerindeki normalleşme beklentisi, piyasalarda bir öngörülebilirlik unsuru oluşturmaktadır.
Piyasa duyarlılığı açısından, açıklanan beklentiler genel olarak ılımlı bir iyimserliği yansıtmaktadır. Yüzde 27,5’lik yıl sonu enflasyon tahmini, mevcut ekonomik konjonktürde ulaşılabilir bir hedef olarak değerlendirilmektedir. Ancak, faiz indirimlerinin boyutu ve zamanlaması, piyasa üzerindeki etkisini doğrudan belirleyecektir. Eğer faiz indirimleri, enflasyondaki düşüş trendiyle uyumlu bir şekilde ve kademeli olarak gerçekleşirse, bu durum negatif reel faiz riskini azaltarak yatırımcı güvenini destekleyebilir. Aksi takdirde, faiz indirimlerinin enflasyonist baskıyı yeniden tetikleme riski göz ardı edilmemelidir. Teknik olarak, Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senetlerinin reel getiri potansiyeli, faiz ortamındaki değişimlere duyarlı olacaktır. Borsa İstanbul Teknik Analizleri kapsamında, endeksin ve sektörlerin faiz indirimlerine vereceği tepkiler yakından izlenmelidir.
Yatırımcılar açısından en önemli risk faktörlerinden biri, jeopolitik gelişmelerin petrol fiyatları ve dolayısıyla enflasyon üzerindeki potansiyel etkisidir. İran-İsrail gerilimi gibi küresel çapta tansiyonu yükseltebilecek olaylar, enerji fiyatlarını ani bir şekilde yukarı çekerek elde edilen dezenflasyon kazanımlarını tehdit edebilir. Bu durum, TCMB’nin faiz indirim patikasını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Ayrıca, iç talep üzerindeki baskılar ve küresel ekonomik yavaşlama riskleri de dikkatle takip edilmelidir. Yatırım kararları alınırken, bu tür dışsal şoklara karşı dayanıklılığı yüksek sektörlere ve şirketlere odaklanmak, portföy çeşitliliği ve risk yönetimi açısından akılcı bir yaklaşım olacaktır.












