İklim Krizinde Bireysel Harekete Geçme İsteği Azalıyor: Ipsos Araştırması
Ipsos tarafından 31 ülkede gerçekleştirilen ve iklim krizinin bireyler üzerindeki etkilerini inceleyen “İnsanlar ve İklim Değişikliği 2026” araştırması, küresel ısınmanın gündemindeki yerini ve halkın bu konudaki tutumunu gözler önüne seriyor. Son dört yılın en sıcak üç yıl olduğu bir dönemde yapılan araştırmanın sonuçları, bireylerin iklim değişikliğine karşı harekete geçme isteğinde belirgin bir düşüş olduğunu ortaya koyuyor.
Bireysel Sorumluluk Algısındaki Değişim
Araştırmaya yaşları 16-74 arasında değişen ve aralarında Türkiye‘nin de bulunduğu 31 ülkeden yaklaşık 24 bin kişi katıldı. Gelecek nesilleri korumak adına bireylerin harekete geçmesi gerektiğine inananların oranı, 2022’deki yüzde 72‘den 2026’da yüzde 61‘e geriledi. Bu 11 puanlık düşüş, insanların iklim kriziyle mücadeledeki rollerini algılama biçimlerinde istikrarlı bir değişim yaşandığını gösteriyor. Katılımcıların yüzde 75‘i iklim değişikliğine karşı savunmasız hissettiğini belirtse de, araştırmalar iklim değişikliğinin bireylerin öncelikli kaygıları arasında üst sıralarda yer almadığını gösteriyor. ‘Dünyayı Ne Endişelendiriyor 2026’ araştırmasında iklim değişikliği, enflasyon, suç oranları ve işsizlik gibi konuların ardından 11. sırada yer alıyor.
Kurumsal Beklentiler ve Ekonomik Baskılar
Bireysel çabanın yeterli olmayacağına dair inancın azalmasıyla birlikte, beklentiler kurumlara yönelmiş durumda. 2026 araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 65‘i iklim değişikliğiyle mücadelede hükümetlerin öncelikli sorumlu olması gerektiğini düşünüyor. Ancak, katılımcıların yalnızca yüzde 30‘u hükümetlerinin net bir planı olduğuna inanırken, yüzde 32‘si bu konuda bir planın olmadığı görüşünde. Ülkeleri iklim eylemi konusunda lider olarak görenlerin oranı ise sadece yüzde 27.
Şirketlere yönelik beklentiler de oldukça yüksek. Küresel olarak katılımcıların yüzde 57‘si, şirketlerin bu konuda acil harekete geçmemesi halinde müşterilerine ve çalışanlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmemiş olacağını düşünüyor.
Araştırmanın öne çıkan bir diğer önemli bulgusu ise bireylerin üzerindeki ekonomik baskı. Katılımcıların yüzde 74‘ü artan enerji fiyatlarından endişe duyduğunu belirtiyor. Bu bağlamda, yüzde 50‘si sera gazı emisyonları artsa bile enerji fiyatlarını düşük tutmanın öncelikli olması gerektiğini savunurken, yüzde 55‘i ise daha fazla enerji bağımsızlığı sağlamak adına daha yüksek maliyetleri desteklemeye razı.
Günlük Alışkanlıklara Yansıyan İklim Politikaları
Ekonomik kaygıların yanı sıra, iklim kriziyle mücadele desteği de sürüyor. Ulaşım konusunda, daha temiz seçeneklere yönelmenin önemi genel kabul görse de, katılımcıların yalnızca yüzde 47‘si elektrikli araç kullanımının kendilerine cazip geldiğini ifade ediyor.
Umutsuzluğa Karşı Kalan Şans
Harekete geçmek için çok geç kaldığını düşünenlerin oranı ise umutsuz bir tablo çizmiyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 50‘si iklim krizinin kontrolden çıkmadığını ve alınabilecek aksiyonlar olduğunu düşünüyor. Ancak, yüzde 25‘lik bir kesim ise artık yapabilecek hiçbir şeyin kalmadığına inanıyor.
Gelir durumuna göre yapılan ülke kırılımları ise farklılıklar gösteriyor. Orta gelirli ülkelerde yaşayanların yüzde 71‘i daha fazla adım atılması gerektiğini düşünürken, yüksek gelirli ülkelerde bu oran yüzde 53‘te kalıyor. Ancak, iklim değişikliğinin nedenleri açısından bakıldığında yüksek gelirli ülkelerin daha fazla sorumluluk taşıması gerektiği vurgulanıyor.
Ipsos Türkiye Değerlendirmesi
Ipsos Türkiye CCO’su Yasemin Özen Gürelli, araştırmanın sonuçlarını değerlendirerek, iklim kriziyle mücadelede toplumsal psikoloji ve beklentilerde bir değişim yaşandığına dikkat çekti. Gürelli, “Araştırmanın en çarpıcı çıktısı net; bireyler artık iklim krizinin yükünü tek başlarına değil şirketlere ve hükümetlerle birlikte taşımak gerektiğini düşünüyor. 2021 ile 2026 yılları arasındaki verileri karşılaştırdığımızda, araştırmaya dahil edilen 26 ülkenin tamamında ‘bireylerin hemen harekete geçmesi gerektiğine’ inananların oranında ciddi bir düşüş görüyoruz,” dedi. Küresel ortalamada bu oran yüzde 61 seviyesinde olsa da, Polonya‘da yüzde 29, Almanya‘da ise yüzde 21‘lik sert düşüşler yaşandığını belirtti. Türkiye’de ise “Bireyler şimdi harekete geçmezse gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz” diyenlerin oranının son beş yılda yüzde 17 azalarak yüzde 64‘e gerilediğini ekledi. Gürelli, bu durumun insanların iklim krizini önemsemediği anlamına gelmediğini, aksine bireysel çabaların devasa kriz karşısında yetersiz kaldığı hissine kapıldıklarını gösterdiğini vurguladı.
Finans Hattı Yorum:
Ipsos’un “İnsanlar ve İklim Değişikliği 2026” araştırması, iklim kriziyle mücadelede bireysel sorumluluk algısının dönüşümüne ışık tutuyor. Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli bulgu, bireylerin artık yükü tek başına taşımak istemediği ve beklentilerini hükümetler ile şirketlere yönlendirdiği yönünde. Bu durum, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar ve artan yaşam maliyetlerinin de etkisiyle, bireylerin iklim eylemine katılım motivasyonunda düşüşe neden oluyor.
Özellikle ekonomik önceliklerin öne çıktığı bu dönemde, bireylerin enerji fiyatları gibi somut maliyetler karşısında iklim hedeflerini erteleme eğiliminde olması dikkat çekici. Yüksek gelirli ülkelerde daha düşük katılım oranları görülmesi de, bu konunun sosyoekonomik statü ile ilişkili olduğunu gösteriyor.
Bu dönüşüm, şirketler ve hükümetler için yeni bir stratejik yaklaşım gerektiriyor. Bireylerin desteğini yeniden kazanmak için, sadece çevresel kaygıları değil, aynı zamanda ekonomik gerçekleri de göz önünde bulunduran kapsamlı ve şeffaf politikalar geliştirmek büyük önem taşıyor. Şirketlerin sürdürülebilirlik çabalarını daha görünür kılmaları ve toplumsal fayda odaklı adımlar atmaları, bireylerin güvenini yeniden inşa etmelerine yardımcı olabilir. Hükümetlerin ise net eylem planları oluşturması ve bu planları halkla etkili bir şekilde paylaşması, kararlılığın artmasına katkı sağlayacaktır. Gelecek nesillerin refahı için atılacak adımların, ekonomik gerçeklerle uyumlu ve toplumsal beklentileri karşılar nitelikte olması, bu küresel mücadelenin başarısı için kritik öneme sahiptir.












