Okyanuslar Genişliyor: Koruma Altındaki Alan %10’u Aştı, Ancak Açık Denizler Risk Altında
Dünya ekonomisinin temelini oluşturan okyanuslar, küresel GSYH’ye doğrudan katkılarının yanı sıra, insanlığın yaşam kaynağı olan oksijenin yarısını üreterek vazgeçilmez bir ekosistem hizmeti sunuyor. Nisan 2026 itibarıyla yayımlanan son raporlar, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından, okyanusların korunmasına yönelik 2020 hedeflerine nihayet ulaşıldığını ortaya koyuyor. Küresel yüzeyin yüzde 70‘ini kaplayan suların artık yüzde 10,01‘i resmi olarak koruma statüsünde bulunuyor. Bu önemli eşiğin aşılması, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamındaki “2030’a kadar yüzde 30” hedefinin ilk büyük adımının başarıyla tamamlandığını gösteriyor.
Gecikmeli Hedeflere Ulaşım ve Yeni Stratejik Adımlar
Aichi Biyoçeşitlilik Hedefleri kapsamında 2020 yılına kadar tamamlanması beklenen yüzde 10’luk koruma taahhüdü, küresel pandemi ve jeopolitik gerilimlerin yarattığı zorlu koşullar nedeniyle 6 yıllık bir gecikmeyle gerçekleştirilebildi. UNEP-WCMC Direktörü Neville Ash‘in paylaştığı verilere göre, son iki yılda koruma altına alınan 5 milyon kilometrekarelik alan, küresel deniz haritasında stratejik bir genişlemeye işaret ediyor. Ancak, detaylı incelemeler koruma çalışmalarındaki dengesizlikleri gözler önüne seriyor.
Koruma Altındaki Alanlarda Büyük Dengesizlikler
Mevcut veriler, ulusal suların (karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölgeler) yüzde 23,2‘sinin koruma altında olduğunu gösterirken, hiçbir devletin yetki alanında bulunmayan ve okyanusların büyük bir bölümünü oluşturan ‘açık denizlerin’ ise sadece yüzde 1,7‘sinin korunduğu anlaşılıyor. Bu durum, ekonomik sömürünün en yoğun yaşandığı uluslararası suların hala ciddi bir risk altında olduğunu ortaya koyuyor.
“30×30” Hedefi İçin Zaman Daralıyor
2030 yılına kadar denizlerin ve karaların yüzde 30‘unun korunmasını amaçlayan “30×30” hedefi için geri sayım devam ediyor. Neville Ash‘in analizlerine göre, önümüzdeki 4 yıl içinde mevcut koruma alanlarının üç katına çıkarılması gerekiyor. Bu, yaklaşık 19 milyon kilometrekarelik (yaklaşık Hint Okyanusu‘nun yüzölçümü kadar) ek bir alanın daha koruma altına alınması anlamına geliyor. Bu süreç, sadece harita üzerinde sınırlar belirlemekle kalmayıp, biyoçeşitlilik açısından kritik öneme sahip mercan resifleri ve deniz dağı ekosistemlerinin birbirine bağlanmasını da gerektiriyor. İyi yönetilen deniz koruma alanları, balık stoklarının kendini yenilemesine olanak tanıyarak küresel gıda güvenliğini ve 3,3 milyar insanın protein ihtiyacını güvence altına alıyor.
Doğal Bariyerlerin Önemi ve Ekonomik Etkileri
Okyanus ekosistemlerinin sağlığının korunması, sadece balıkçılık ve turizm gelirlerini değil, aynı zamanda kıyı kentlerinin fiziksel güvenliğini de doğrudan etkiliyor. Sağlıklı mercan resifleri, kıyıya ulaşan dalga enerjisinin yüzde 97‘sini kırarak, aşırı hava olayları sırasında milyarlarca dolarlık altyapı hasarını önleyebiliyor. Neville Ash, bu doğal bariyerlerin kaybının, iklim değişikliğiyle ilişkili afetlerin maliyetini katlayarak artıracağı konusunda uyarıyor. Bu nedenle, hükümetler ve özel sektör aktörleri, okyanus koruma alanlarını bir ‘maliyet’ kalemi olarak değil, ‘gelecek yatırımı’ olarak görmelidir.
Açık Denizlerin Korunması İçin Hukuki Çerçeve
Ulusal Yetki Alanı Dışındaki Bölgelerin Biyoçeşitliliği (BBNJ) Anlaşması, açık denizlerin korunması için önemli bir hukuki zemin sunuyor. Bu anlaşmanın tam olarak yürürlüğe girmesiyle birlikte, uluslararası sularda deniz koruma alanlarının (MPA) kurulması yasal bir temele oturacaktır. Mevcut yüzde 1,7‘lik açık deniz koruma oranının yüzde 10 seviyelerine çıkarılması, küresel sıcaklık artışının 1,5 derecede sınırlandırılması senaryolarında kritik bir rol oynamaktadır.
Okyanusların Karbon Yutma Kapasitesi ve “Mavi Karbon”
Okyanuslar, sanayi devriminden bu yana insan kaynaklı karbondioksit emisyonlarının yaklaşık yüzde 30‘unu ve atmosferdeki fazla ısının yüzde 90‘ından fazlasını absorbe etmiştir. Sağlıklı kıyı ekosistemleri (mangrovlar, deniz çayırları ve tuzlu bataklıklar), tropikal ormanlardan birim alan başına 10 kat daha fazla karbon depolama kapasitesine sahiptir. Bu alanların korunması, karbon kredisi piyasalarında yıllık milyarlarca dolarlık potansiyel bir “Mavi Karbon” hacmi yaratmaktadır.
Finans Hattı Yorum:
Küresel okyanusların korunması alanında kaydedilen bu ilerleme, çevresel sürdürülebilirlik ve küresel ekonomi için olumlu bir gelişme olarak öne çıkıyor. Nisan 2026 itibarıyla yüzde 10,01‘lik koruma oranına ulaşılması, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi‘nin 2030 hedefine giden yolda önemli bir kilometre taşıdır. Ancak, UNEP-WCMC Direktörü Neville Ash‘in vurguladığı gibi, koruma çalışmalarındaki dengesizlikler endişe vericidir. Özellikle, ekonomik önemi yüksek olan ve en fazla risk altında bulunan ‘açık denizlerin’ sadece yüzde 1,7‘lik düşük bir oranla korunması, gelecekteki küresel çevre politikaları ve uluslararası işbirliği için önemli bir meydan okuma teşkil etmektedir.
“30×30” gibi iddialı hedeflere ulaşmak için önümüzdeki 4 yıl içinde mevcut koruma alanlarının üç katına çıkarılması gerekliliği, acil ve koordineli adımların atılmasını zorunlu kılıyor. Bu durum, hem kıyı topluluklarının güvenliği hem de küresel gıda güvenliği açısından kritik öneme sahip ekosistemlerin korunmasını gerektirmektedir. Sağlıklı mercan resiflerinin dalga enerjisini kırma kapasitesi ve kıyı ekosistemlerinin yüksek karbon depolama potansiyeli, okyanusların korunmasının sadece çevresel bir mesele olmadığını, aynı zamanda önemli bir ekonomik yatırım olduğunu da kanıtlıyor. BBNJ Anlaşması gibi uluslararası hukuki çerçevelerin güçlendirilmesi ve açık denizlerdeki koruma oranlarının artırılması, 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir iklim krizi yönetimi için elzemdir. “Mavi Karbon”un ekonomik potansiyeli de, okyanusların korunmasına yönelik yatırımları daha cazip hale getirebilir.












